1 Nisan 2020 Çarşamba

IBAN’IMIZ GEVREDİ




Eskiden insanlar için en güzel duanın “Allah iyilerle karşılaştırsın!” olduğunu düşünürdüm. Bugünlerde ise sanırım en güzeli: Allah devlete muhtaç etmesin!
Pandemi yüzünden birçok sektör çalışamaz hale geldi ve birçok insan işsiz kaldı. Benim yaşadığım şehirde yaklaşık 7000 kişi daha işsiz kalmış. Hemen korkmayın ben Türkiye’de yaşamıyorum. Ancak genç işsizliğin %40 civarı olduğu bir şehirde 7000 kişinin daha işsiz kalmış olması oldukça büyük bir kriz.

Sanırım bu noktada biraz nerede yaşıyorum ve burada pandeminin boyutları nedir anlatmam gerekiyor. Yaklaşık iki yıldır Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’da yaşıyorum. Ülkenin demografik yapısı ve yönetim biçimi oldukça karmaşık. Bu sebeple yerel halk alınan önlemler konusunda geç kalındığını düşünüyor. Ancak birazdan anlatacağım, Türkiye’de alınan tedbirler buradaki önlemlerin yakınından bile geçemez.

Üç ayrı demografiye bağlı yöneticilerin olduğu, kantonlara ayrılmış ve çokta güçlü olmayan bir ülkenin aldığı tedbirler aslında oldukça radikal. Öncelikle burada da okullar tatil edildi. Ancak bununla yetinilmeyip 0-18 yaş aralığında çocuk ve gençlere sokağa çıkma yasağı getirildi. Yine 65 yaş üzerindeki yaşlılar için sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bitmedi, son iki haftadır Sarajevo kantonunda 18.00 – 05.00 arasında genel sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Bu Sırp Cumhuriyeti kantonlarında 20.00 – 05.00 . Ülkedeki umuma açık tüm restoran ve kafeler kapatıldı. Sadece paket servis yapan yerler çalışabiliyor, tabi belirli koşulları sağlamak kaydıyla.

Alınan bu tedbirler diğer iş kollarının da durmasına sebep oldu. Sarajevo’nun kalbi olan Baş Çarşı ve en işlek caddesi olan Ferhadija bugünlerde neredeyse boş. Sadece marketler,fırınlar ve eczaneler çalışıyor. Ayrıca alışveriş merkezleri de kapalı. Bazı marketlere dahi eldiven ve maske kullanmıyorsanız giremiyorsunuz. Bir nevi hayat durdu diyebiliriz.

Biraz da ülkede pandemi ne durumda onu anlatayım. İlk vakalar 4 Mart tarihinde diğer Avrupa ülkelerinden geliş gidişlerin oldukça yoğun olduğu Banja Luka şehrinden çıktı. Aslında oldukça uzun bir süre Covid_19 hastası sadece 7 kişi vardı ve bu kişilerin çevresindeki kişiler gözetim halindeydi. Ancak salgının boyutlarının oldukça büyük olduğunun anlaşılması her ülkede olduğu gibi bazı insanları harekete geçirdi ve birçok insan evine dönünce başka vakalar ortaya çıkmaya başladı. Alınan önlemlerin hızlı yayılmayı engellediğini söylemek mümkün.

1 Nisan itibariyle toplam 457 vaka var ve bu kişilerden 13 tanesi vefat etti. Şuan durumu kritik olan 1 kişi var. Aslında hızlı ilerleme olmamasında nüfusun yoğun olmaması da etkili olabilir. Ancak söylemeliyim ki devletin tedbirlerinin öncesinde insanların kişisel refleksi ve sanki daha önce prova etmiş gibi tedbirleri uygulamaları muazzamdı.

Hala sağlıklı olduğum için minnettar olmakla birlikte pandemi eğer tahminlerimizden fazla uzarsa o zaman olabilecekler konusunda biraz endişeliyim. Çünkü hayat durunca ekonomide duruyor. Hayat duruyor ama kiralar, faturalar, ihtiyaçlar artarak devam ediyor. Ancak karamsarlığa da kapılmıyorum tabi, yaşıyorsak hala yapabileceğimiz bir şeyler mutlaka var. O yüzden bu süreci sağlıklı bir ruh haliyle atlatıp önümüze bakmamız gerektiğine inanıyorum.  Kendimce bazı aksiyonlar düşünüyorum. Ancak emin olun insanı en çok düşündüren şey, her zaman başka insanlar ile ilgili sorumluluklar. O yüzden çiçeği burnunda bir iş veren olarak ailesi olanları da çok iyi anlıyorum.

Evet gelelim ibana, yani geleyim ana vatanıma! Birçok ülke vatandaşına destek olmak için oldukça büyük kaynaklar ayırdı. Tüm devlet liderleri halklarına siz sağlığınızı düşünün ve tedbirlerinizi alın gerisini biz halledeceğiz minvalinde mesajlar verdi. Gel gelelim Türkiye’de devlet erkanı yaklaşık beş saatlik bir toplantı sonrasında vatandaşlarına bir iban numarası verdi ve pamuk eller cebe mesajı gönderdi. Öyle tahmin ediyorum ki beş saatlik toplantının 4.5 saati oldukça yaratıcı olan #bizbizeyeteriz kampanya ismini bulmak için kullanıldı. Daha önce verilen kolonya vaatleri unutuldu. Tabi yaratıcı halkımız boş durur mu ağlanacak halimize güleriz kahkahayla düsturunca ve yine oldukça yaratıcı #zırnıkyok hashtag i ile sosyal medyada yer yerinden oynadı. Tabi bir sürü komiklik ve şaka sonrası halk yine büyük sorunlarıyla baş başa kaldı.  


Resmi pandemi ilamının henüz ikinci haftasında ve hayatın diğer ülkelere nazaran devam ettiği bir noktada bağıştan başka bir çözüm üretilememiş olmasını ciddi anlamda yadırgadım. Çünkü daha birkaç gün öncesinde 100 milyar TL ye mal olacağı söylenen Kanal İstanbul ihalesi yangından mal kaçırır gibi maskeler eşliğinde yapılmıştı. Sonra halkın gazını almak için bakan görevden almalar ve hep aynı klasik hikayenin bir versiyonunu esefle izledik. Halkın büyük çoğunluğunun istemediği bir proje oldukça büyük bir bütçeyle bir pandeminin ortasında bile neden iptal edilmez? Burada sözü Orwell’a bırakıyorum: Bütün hayvanlar eşittir, ama bazı hayvanlar daha eşittir.

Devlet büyüklerimizin attığı ilk kazık değil bu. 17 yıldır öyle çok kazık yedik ki millet olarak pandemiye olmasa da aldatılmaya, yarı yolda bırakılmaya oldukça bağışığız. Ve günün sonunda şartlar ne olur bilinmez ama bunu da atlatacağız. Tabi kendi gayretimizle ve dayanışmamızla! Ve öyle gözüküyor ki iman sahipleri bir süre daha ibanımızı gevretmeye devam edecekler!

30 Mart 2020 Pazartesi

KORONA GÜNLERİNDE AŞK



Marquez’den esinlenerek başlığa “Korona Günlerinde Aşk” dediğime bakmayın! Size bir aşk hikayesi anlatmayacağım. Hele de o büyük aşkına kavuşamadığı için kendini karşısına çıkan her kadınla sevişmeye adayan o adamın hikayesini hiç anlatmayacağım. Ne anlatmak istediğimi bildiğimi söylersem yalan söylemiş olurum. Sadece bugünlerden geriye kalacaklara bir katkı yapma niyetiyle bilgisayarın başına oturdum.

Evet artık not defterlerine bir şeyler yazmak pek mümkün değil. Eğer bir şeyler yazmak istiyorsak bilgisayarın başına oturmak zorundayız. Hatta bugünlerde evlerimizde hobilerimiz ya da yaratım isteğimiz için bilgisayar başında oturmuyoruz. Evlerimizden çalışıyoruz. Yaşam eve sığar gibi sloganlarımız oldu. Tiyatroyu, sinemayı, çocuk oyunlarını evlerimize taşıdık. Dost sohbetlerini ve  eğitimleri ise yine bilgisayar ekranlarına.

İtiraf etmeliyim ki iki yıldır farklı bir ülkede yaşadığım için zaten bir çeşit karantina süreci yaşıyordum. Daha sınırlı bir sosyal çevre, işle ilgili fiziksel bir başlangıç yapana kadar daha çok evden çalışma, kendimle daha çok vakit geçiriyordum geçmişe nazaran. O yüzden Çin’in bir şehrinden yola çıkıp dünyaya yayılan Coronavirus benim hayatımda çok şeyi değiştiremedi. Tabi bir şeyleri gönüllü yapmakla zorunlu yapmak arasında çok büyük farklar var. Şimdiler de evde zaman geçirmek oldukça zor. Zaman hiç olmadığı kadar yavaş akıyor
.
Elbette bu sürecin hepimize öğreteceği bir şeyler olacak. 21 gün kuralı uyarınca çok güzel yeni alışkanlıklar geliştirmek mümkün ve yine 21 gün kuralı gereğince çok sayıda olumsuz alışkanlığa da sahip olabiliriz?

Nedir bu 21 gün kuralı?

Bu kural bizim beynimizin çalışma prensibiyle ilgili. Eğer 21 gün boyunca bir şeyi tekrar ederseniz o artık sizde yerleşik bir alışkanlık haline dönüşüyor.

Yani korona virüsü için karantinada geliştirdiğiniz davranışlar tecrit sonrası devam eden bir alışkanlığa dönüşebilir. Dolayısıyla her gün tekrar ettiğimiz şeyler konusunda çok dikkatli olmalıyız. Sürekli ertelediğimiz ve aslında bir alışkanlığa dönüşse belki hayatımızı kurtaracak eylemlere odaklanmak için en doğru zamanlar.

Ancak sosyal medya gözlemlerim bu sürecin öyle iyi alışkanlıklar ile bitmeyeceğini gösteriyor. Gün geçmiyor ki ekmek ya da pasta yapmak konusunda yeni bir meydan okuma olmasın, aldığımız bu kilolar ne olacak konseptli komiklikler şakalarda cabası. Özellikle Türkiye özelinde bir gözlem olarak paranoya ve abartı gün geçtikçe tırmanıyor. Yani süreci karnı tıka basa dolu, kilo almış, korkmuş ve bağışıklığı oldukça zayıflamış olarak tamamlayacak çok sayıda insan var.

Şu an elimde Noah Harari’nin 21. Yüzyıl için 21 Ders kitabı var. Bir bölümde Harari teknolojik sıçrama yaşandığında ortadan kalkacak bazı mesleklerden bahsederken daha ileri giderek şöyle bir varsayımda bulunuyor: Özetle teknolojinin her alanda kullanımı arttığında belki çeşitli algoritmalar bizim ruhsal durumlarımızı dahi ölçebilir. Bu da ruhsal olarak daha zayıf olan kişilerin daha iş arama sürecinin başında elenmesine sebebiyet verebilir.

Peki tüm dünyayı etkileyen karantina sürecinin teknolojik sıçrama sürecini hızlandıracağı düşünülürse, bizler kendimizi bu sürecin hangi noktasına konumlayacağız? Ruhlarımızı yaralamayı mı yoksa onları bu süreçten güçlü çıkarmayı mı hedeflemeliyiz?

Bu gibi şeylerden bahsettiğimde genelde modern Polyanna olmakla suçlanıyorum ama her krizin mutlak değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğuna inananlardanım (evet pesimist sultan çok değişti). Ve şartlar ne olursa olsun mücadele etmekten vazgeçmeyecek olanlardanım! Bu cümlede çok Marquez vari oldu. :) Aslında hayat kazananı olmayan bir oyun ve her oyun eğer onu severek oynarsak bir çeşit eğlence vaat eder.

O zaman diyelim ki önümüzde 21 günlük bir oyun var ve bu oyundan ya çok eğlenmiş ve ruhsal olarak güç kazanmış insanlar olarak ya da hiç eğlenmemiş, korkmuş, eskisinden de karamsar insanlar olarak çıkacağız. Hangisini seçersiniz?


Sanırım başlarken bir amacı olmayan yazım şu an bir amaç edindi. Ben kendim için bu süreçte geliştirmeyi amaçladığım bazı alışkanlık hedefleri koydum ve bunlar için bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Size biraz bunlardan bahsedebilirim. Kim bilir bu yazıyı bir şekilde fark ederseniz sizin de bugünden itibaren bir hedefiniz olabilir.

Liste olarak ilerleyeceğim, buyurun başlayalım:

1.       Erken yat ve erken kalk! ( Erken kalkmak benim tipik bir alışkanlığım ama zaman zaman erken yatmakta zorlanıyorum. Ancak karantina süreci başladığından bu yana en geç 23.00 te yatmaya çalışıyorum.)

2.       Her sabah 15-30 dakika aralığında egzersiz yap! ( Bunu birkaç gün atladım ancak genel itibariyle yapıyorum. Haftada bir günde kalabalık olmayan bir güzergahta 6-20 km arasında yürüyorum.)

3.       Dışarı çıkmasan da kahvaltı hazırlamadan hemen önce rahat bir pantolon ya da tişört giy! (Bu alışkanlığın karantina olsun olmasın ev içindeki günlük işleri yaparken mental olarak uyuşukluğu ya da tembelliği engellediğini düşünüyorum. O yüzden eşofman dahi giymiyorum, günlük bir kıyafet tercih ediyorum.)

4.       Her gün aynı saatte yabancı dil çalış! ( Yapılan bazı araştırmalar her gün aynı saatte bir şey öğrenme çabasının öğrenmeye olumlu katkı yaptığını söylüyor. Erken kalkma alışkanlığı edinilirse normal hayatımıza devam ederken de bu alışkanlığı sabah saatlerine entegre edebiliriz.)

5.       Yemek yeme alışkanlıklarını gözden geçir! Et, tavuk ve ucu endüstriyel üretime dayanan tüketimleri azaltmaya çalış! ( Bunun için et ve tavuk tüketimimi azaltarak başladım. Baklagilleri tüketebileceğim menüler düşünüyorum. Günde iki tane yumurta yeme alışkanlığımı 1 taneye  düşürerek güncellemeye çalışıyorum.)

6.       Her gün mutlaka kitap oku! (Bu da benim tipik alışkanlıklarımdan biri ancak son dönem iş dolayısıyla dışarda çok vakit geçirmem bu alışkanlığı baltalamıştı. )

7.       Her gün en az 1000 sözcük içeren bir makale yaz! (Bu yazıyla bu sürece başlamış oldum.21 gün boyunca burada bir adet öykü ya da boş beleş bazı yazılar bulabilirsiniz.)

8.       Her gün yarım saat kadar yeni teknolojileri takip edecek internet sörfleri ve araştırmaları yap! Ekonomi kavramlarını öğren ve takip et! Borsadan daha fazlasını bil! (Bu hedefi şimdi koydum! Ama önemli bir hedef olabilir çünkü ekonomi ve teknolojik gelişmeler bugün yaşadığımız olayların baş aktörleri olabilir ve bunları biliyor olmak geleceği okumamıza yardımcı olabilir!)

9.       Sosyal medya ve gereksiz telefon kullanımını sınırlandır! (Bunun için çaba sarfediyorum. Iphone’nun haftalık ekran kullanım rakamlarını takip etmek bu hedefi gerçekleştirmek konusunda yardımcı olabilir.)

10.   Her gün yarım saat hayal kur. Geleceğini şimdiden en azından hayal ederek şekillendir! Bunları bir kağıda ya da sanal bir dosyaya yaz ve kaydet. ( Bu da zaman zaman yaptığım ama ritüele dönüştüremediğim bir eylem, bugün başlıyorum. Hayatta en önemli eylem hayal etmektir. Gerisi bir şekilde mutlaka gelir.  )

11.   Şu anda yaptığın işin geleceğini ilgilendiren gelişmeleri, trendleri takip et! Mevcut iş varlığını yeni gelişmeler ışığında nereye taşıyabilirsin konusunu düşün ve bununla ilgili her gün birkaç aksiyon düşün! ( Bu da herkes için bugünlerde mutlaka alışkanlığa dönüştürülmesi gereken bir eylem.)

12.   Bir şeyler izlerken dizi ve filmlerin yanı sıra belgeselde izlemeye çalış! (Bu doğru sandığımız bazı yanlışları öğrenmemizi ve bilinçlenmemizi sağlayacak bir aksiyon olabilir. Bilgi güçtür diye boşuna demiyorlar, korkuyu azaltır, iyi gelir! Son dönemde izlediğim en güzel belgesel gezegenimizi anlatan One Strange Rock’dı mesela ve yaşamın devamlılığı konusunda inancımı çok güçlendirdi. Ama nedendir bilinmez Netflix seriyi kaldırdı!)

13.   Eğer canın hiçbir şey yapmak istemiyorsa da yapma! (Bu his bende dahil birçok insanı sık sık ziyaret eder! Her an bir şey yapmak zorunda hissetmekte büyük bir yanlış! Eğer canın bir şey yapmak istemiyorsa bazen de yapmamayı seç. Bu şekilde özgür olduğunu daha çok hisseder ve rahatlarsın. )

İşte tüm bunlar benim günlük rutinlerime entegre ettiğim ya da etmeye çalıştığım şeyler. Herkesin kendine en uygun olacak şekilde bu süreci düzenlemesi mümkün. Tabi kendimizi sıkmadan ve yormadan. Haydi yeni bir 21 güne başlayalım ve umalım ki 21 gün sonra bu sıkıntı geçmiş olsun! Ve yine yeni güzel alışkanlıklarla parklarda koşturuyor olalım.  

Arada lütfen “Yaşamak her şeye rağmen güzel be!” demeyi de unutmayalım. Şimdilik bu kadar…