27 Kasım 2010 Cumartesi

Cennette Beş Dakika



Son günlerde yine ve yeniden başımda kara bulutlar dolanıyor. Yanlış anlama bu öyle kara bahtım kem talihim kuruntusu değil. Hayatımı öyle saçma kuruntulara kurban etme niyetim hiç olmadı. Hatta dünya öyle çok acıyla dolu ki, yaratıcının bana karşı çok cömert olduğunu düşünürüm.

Benim kara bulutlarım zihnimde dolaşır. Her an tetikte beklerim onları gökyüzüne salmak için. Yaramaz bir çocuk gibi etrafıma neşe saçarken bile bulutlarımın gölgeleri yanımdadır. Sinsi değildir onlar, öyle habersiz ya da istemeden çıkmazlar ortaya. Ben onları besledikçe güçlenir, güçlendikçe önce fiziksel sonra zihinsel farkındalıkla hayat bulurlar.

Önce saçlarım dökülmeye başladı. Kemoterapi tedavisi gören kanser hastaları gibi tutam tutam saçlarımı çöp kutusuna savurdum. Sonra kaşlarım ve kirpiklerim döküldü. Zaten seyrek olan kaşlarımın artık gözümü korumaya bile niyeti yok! Sonra yüzümde ve saç diplerimde sivilceler çıkmaya başladı.  Hani şu uçları iltihaplı olanlardan. Sonra bütün vücuduma yayıldılar. Daha sonra insanları dinlememeye başladım. Gerçi sıkça yaparım bunu, onlar konuşurken dinler gibi görünür ama başka şeyler düşünürüm. Daha az önemli ama rahatlatıcı şeyler... Daha sonra çok yorgun ve uykusuz olduğum günlerde bile uyuyamamaya başladım. Uykusuzluk, sonra binlerce kez tövbe etsem bile  temizleyemeyeceğim kirli düşünceler sokmaya çalıştı beynime. Benim dur komutlarım daha uzun uykusuzlukları besledi. Bir de baktım hava gerçekten bulutlu.

Garip gelecek belki ama ben bulutlu havaları severim. Bir de deli gibi esen rüzgarları. Güneşin her şeyi açığa çıkarttığını, her şeyi aydınlattığını düşünüyor olabilirsin. Oysa o insanların gözlerini kamaştırır. Bırak dışardaki hayata bakmanı, kalp gözüne bile tesir edip içine bakmanı engeller. Dışardaki yanılsama, içteki huzuru kaçırır. Bulutu ve rüzgarı özlersin...

Eminim dışardan insanlar bana bakıyor ve şöyle diyorlar: Güneşli bir günde, daracık sokakta top peşinden koşturan haylaz bir çocuk gibi. Hatta okul yıllığında bir arkadaş şöyle yazmıştı; dünyanın gamını, tasasını boşvermiş biri. Oysa ki ben " Mutluluğun resmini çizebilir misin ? " gibi saçma bir soruya nasıl cevap vereceğini bilemeyen şaşkın bir insandan başkası olamıyorum bu hayatta. Güneş ne zaman doğudan yükselse, yönümü batıya çeviriyorum. Ve güneş ne zaman batıda kaybolsa, onu beklemek için tekrar doğuya bakıyorum.

Okuyucu biliyorum kafan karışık . Yazı nereye gidecek , sonu nereye bağlanacak merak ediyorsun... Bu yazının bir sonu yok. Bunları bir sonuca bağlamak için anlatmıyorum. Bulutları getiren sebepleri de burada anlatamam.  Sadece şunu bil istiyorum. Herkesin cennette beş dakika geçirmek gibi bir hayali olabilir. Ve herkes yeşil çimenlerin uçsuz bucaksız uzandığı güneşli bir cennetti bekliyor olabilir... İşte benim de tek isteğim hayatın patırtısı devam ederken cennette beş dakika geçirmek . Ama benim cennetimde hava bulutlu olmalı...